Hazreti MUHAMMED MUSTAFA Sallallahü Aleyhi Vesellem

Peygamber Efendimizin Vücut Şekli

            Resûlullah Efendimiz (sav)`in Boyları

           “Orta boylu idi Ahsen kâmeti”    [Muhammediye – 1931]

                   ahsen : en güzel. 

                   kâmet : boy

 

            Resûlullah Efendimiz (sav)`in Renkleri

            “Ne kati ebyâz ne esmerdi kati”  [Muhammediye]

 

           Resûl-i Zîşân aleyhissalâtü vesselâm hazretlerinin mübarek renkleri kireç gibi çok beyaz olmayıp belki beyazlığı kırmızıya çalmakta idi ki Araplar bu renkte olana esmer derler.

           Yani buğday tenli idi.

 

           Resûlullah Efendimiz (sav)`in Saçları

           “Ne kıvırcık ne saçı uzun idi”  [Muhammediye – 1932]

 

           Mübarek saçları ne çok kıvırcık ne çok sarkık idi, belki ikisinin ortası idi.(yâni dalgalı saç idi) Bazen mübarek saçlarını kısaltırlar, bazen kulak yumuşağına kadar indirirler, bazen de kesmeyip omuzlarına dek sarkıtırlardı. Peygamberimiz Efendimiz aleyhissalâtü vesselam hazretleri saçlarını dört kere tamamen kesmişler, bunun dışında saç uzatmışlardı. Her ikisi de sünnettir. Lâkin saçlı olmak bu zamanda çoğunlukla bid`at ehli ve şöhret ehlinin şiarı olduğundan tarikat erbabı arasında terk edilmiştir. Gâh olur ki sünneti terk etmek sünnet olur. Erkekler için kısa giyecek giymek (yerde sürünmeyecek şekilde) ve yüzüğü sağ el parmağına takmak gibi.

 

            Resûlullah Efendimiz (sav)`in Yapısı

            “Cism-i ahsen hey`eti mevzûn idi”    [Muhammediye]

 

            Cismi şerifleri ve beden-i saadetleri ziyade güzel ve latif olup şekil ve suretleri de ölçülü ve mükemmel idi. Şöyle ki; "Güzel oldur ki durduğu, oturduğu yaraşıktır" sözünü doğrulamakta idi. Biline ki Peygamberlerin (aleyhimüsselâm) cesetleri aslında ayıptan pâk ve uzak olarak yaratılmıştır. Lâkin Fahr-i Alem (sav.) Hazretleri mîzâc bakımından hepsinden esah ve beden bakımından hepsinden ekmel idi. Bütün peygamberler (aleyhimüsselâm) güzel isimli, güzel yüzlü ve güzel sesliydiler. Bu üç sıfatın sırrı Tamamü`l-Feyz adlı kitabımızda açıklanmıştır. [İsmail Hakkı Bursevî (ks)]

 

            “Hiç sinek konmazdı derler yüzüne” [Muhammediye – 1923]

 

            Yüzden murâd mutlak bedendir. Lâkin sinek ekserî halde insanın yüzüne konduğundan yüz zikr olundu. Yâni Fahr-i Âlem (sav) Hazretlerinin hassalarından idi ki sinek onların yüzüne konmaz ve kehle (bit) onlara eziyet etmez idi. Belki bu gibi canlıların onun elbiselerine bile konmadığı yazılmıştır.

 

            “Zira yoktur nurun asla sayesi”  [Muhammediye – 1924]

 

            İnsanü`l-Uyûn`da denildiğine göre Peygamber Efendimiz aleyhissalâtü vesselâmın güneşte veya ay ışığında yürüdüğü zaman göl­gesi olmazdı. Çünkü O (sav.) nûr idi. Çünkü O`nun bir gölgesi olmuş olsaydı üzerine basılması muhtemeldi. Bu ise ona olan ta`zimi ihlal edicidir.

 

            Resûlullah Efendimiz (sav.)`in Yüz Güzelligi

“Kim ki baksa yüzüne hayran idi”  [Muhammediye – 1935]

            “Sanki yüzünde güneş seyran idi”

 

Nitekim Ebu Hüreyre`den nakledilen bir hadis-i şerifte gelir;

           "Ebu Hüreyre (ra) buyurdu ki; Resûlullah'ın (sav.) yüzünden daha güzel bir yüz görmedim. Sanki güneş yüzünde geziniyordu."

            Bir başka rivayette ise "Sanki güneş yüzünden çıkıyordu." denilmiştir.

 

“Hem mübarek başı idi müstedir”  [Muhammediye – 1941]

            Mübarek başları değirmi idi. İnsanü`l Uyûn`da denildi ki mübarek başları büyük idi. Çünkü büyük baş çoğunlukla aklın çokluğuna delâlet eder.

 

Resûlullah Efendimiz (sav.)`in Gözleri

“Gözleri da`câ idi a`lâ-nazar”  [Muhammediye – 1942]

                da’câ : gözün sıfatıdır.

            Fahr-i Âlem`in (sav) mübarek gözleri çok siyah ve büyük ve yüksek bakışlı idi.

 

“Sürmeliydi ince mâ-zâgal`l-basar”  [Muhammediye]

Siyah gözleri âhû gibi zâtından sürmeli idi.

 

Resûlullah Efendimiz (sav.)`in Sürme Çekmeleri

“Her gece sürme çekerdi gözüne”  [Muhammediye – 1943]

 

Fahr-i Âlem (sav) Hazretleri`nin mübarek gözleri kudretten sürmeli gibi olduğu halde faydasına binâen yine her gece sürme çekerdi.

Nitekim hadîste gelir;  “İsmid ile gözlerinizi sürmeleyiniz. Zirâ göze cilâ ve hiddet verir ve kirpikleri bitirir.”

Hz. Peygamber (sav.) geceleyin üç kere sağ gözüne, üç kere de sol gözüne sürme çekerlerdi.

 

Resûlullah Efendimiz (sav.)`in Kirpikleri ve Kaşları

“Kirpiği uzun kaşı esnâ idi”

“Kâbe kavseyn idi ev ednâ idi” [Muhammediye – 1944]

 

esnâ : yüksek manasınadır.

Bazıları Fahr-i Âlem’in (sav.) kaşları ince uzun idi demişlerdir. Yâni iki kaşının birleştiği yerde açıklık vardı. Bâzıları yoktu, yâni mübarek kaşları birbirine yakın idi demişlerdir.

kavseyn : âlem-i sıfât,

ev ednâ : âlem-i zâttır.

Bu kaşlar kakikatte bir kavis ve dairedir.

 
Li muharririhî:

      Kaşların kavseynini bilmek acep düşvâr imiş

      Kirpiğinin oklarını bulmak ne müşkül kâr imiş

 

      Biri dünyâ biri ukbâdır iki kaşın senin

      İkisinin arasında bunca berzâh var imiş

 

      Her kime ayn-ı hüviyetten eriştiyse nazar

      Gece gündüz çeşminin seyrângâhı dîdâr imiş

 

      Mecmau`l-Bahreyn`i bildinse vücûdunda nedir

      Kalbine ilm`i ledünnî her nefeste yâr imiş

 

      Bulmayanlar sırla sırr-ı Hüdâ`yı Hakkîyâ

      Her ne denlü nutka gelse nâkıl-i ahbâr imiş

                                                                        İsmail Hakkı Bursevî (ks)

 

Resûlullah Efendimiz (sav.)`in Mübarek Sakalları

“Kara idi hem sakalı sık idi” [Muhammediye – 1945]

 

Nakledilmiştir ki Fahr-i Âlem mübarek sakallarını su ile yıkar ve tarakla tararlardı. Makasla bıyıklarını kırparlar ve sakal-ı şeriflerinin en ve boylarından bir tutamdan fazlasını keserlerdi. Bazı ulemâ sakalda bir tutamdan fazlasının kesilmesinin vücûbuna ve bazıları ise müstehablığına kail olmuşlardır. Maksat uzuvlarda normal ölçülerin korunması ve gıyâbda bulunanların konuşmalarına mani olmaktır.

Hadîs-i Şerîfte gelir; “Sakalın hafif olması (bir tutam) kişinin saadetindendir.”

Çünkü sakal insanın süsüdür. Sakal çok uzun olursa kişi kendini beğenir. Bu da helâk edici sebeplerdendir.

Meleklerin tesbîhâtındandır;

“Erkekleri sakal ile, kadınları da saçları ile süsleyen Allah`ı tesbih ederiz.”

 

Resûlullah Efendimiz (sav.)`in Mübarek Boyunları

“Sanasın boynu gümüş ibrik idi” [Muhammediye]

 

Nitekim Hz. Ali (ra.) buyurdu.

“Hz. Peygamber`in aleyhisselâm boyunları gümüş bir ibrik gibiydi.”

 

Resûlullah Efendimiz (sav.)`in Parmakları ve Avuçları

“Parmağı uzun idi hem çün kalem” [Muhammediye – 1946]

 

Resûl-i Zîşân aleyhissalâtü vesselâm`ın parmakları o kadar düzgün, ince ve uzunca idi ki Cenâb-ı Hakk`ın ilâhi sanatının eseri olarak sanki bir kalemi andırmakta idi. Ve onların uzunluğu ve zerâfeti sanki Firdevs bahçelerinin hurmalarını andırıyordu. Âdeta simden yapılmışcasına renkleri nûrânî ve parlak idi. O mübarek parmakların her biri ölçülü ve uzun ve Celîl olan Allâh`ın (cc.) lütuf kapısının anahtar yuvasıdır. Öyle ki Rabbânî kalem onun gibi bir başkasını daha çizmemiş ve yazmamıştır. Zirâ o her şeyi ile tek ve emsalsiz yaratılmıştır.

“O parmakları görenlere ve o mübarek elleri doyasıya öpenlere ne mutlu!..”

 

“Ayası yassı idi yumşak harir” [Muhammediye – 1947]

“Eli yapışmazdı dibâc u serir”

 

            Ellerinin ayası geniş ve ipek gibi yumuşak idi. Nitekim Hz. Enes (ra) buyurdu; “Resûlullah sallâllahu aleyhi vesellemin mübarek avuçlarından daha yumuşak ne bir ipek ve ne de dîbâca dokunmadım.”

            dîbâc : atlas demektir. (…)

            serir : padişah tahtı, mal, mülk ve nimet manalarına gelir.

 

            Yâni Fahr-i Âlem (sav)’in bu gibi şeylere yapışmadığı, buları kullanmadığından kinayedir. Dünyanın atlas ve dîbâsına, mal ve mülküne el uzatmazlardı. İpekli elbise giymezlerdi. “Ümmetimin erkeklerine haramdır” buyururlardı.(…)

 

Resûlullah Efendimiz (sav.)`in Göğüs ve Karınları

“Sadrı vâsi’di berâber batnına” [Muhammediye – 1948]

Göğsü geniş ve enli olup karnı ile bir hizâda idi. (…)

 

“Var idi göğsünde biraz ince kıl” [Muhammediye – 1949]

“Bir kılı kırk yar kâli ince kıl”

Mübarek göğüslerinden göbeklerine kadar ince ve küçük kıllardan bir hat çekilmiş idi.

Yani bir kılı kırk kere yar ve sözünü ince hayâl ile ve dakik söyle. Bunda işaret vardır ki Fahr-i Âlem`in göğsünde çizgi halinde olan tüyler gayet ince isi. Şöyle ki farazâ bir kıl kırk yarılsa ancak o kadar ince olurdu.

 

Mühr-ü Nübüvvete Dair

“Var idi keklik yumurtasınca ol” [Muhammediye – 1952]

 

Nakledilmiştir ki Fahr-i Âlem (sav.) süt annesi Halîme-i Sâdiye`nin yanında bulundukları zaman, beş yaşında iken Cebrâil Aleyhisselâm göğsünü ve karnını yarıp şeytanın iğvâsına sebep olan uyuşmuş kan parçasını çıkardı ve kalb-i şerîflerini yıkayıp îmân ve hikmet doldurdu. Nûrdan bir mühürle muhafaza için kalbini ve nübüvvetine alâmet olması için iki bağrının arasını mühürledi. Mühürün etrafındaki benlerin üzerinde yeşilimtırak siyah kıllar vardı.

O mührün üzerinde “Lâ ilâhe illâllah muhammedün rasûlullah” yazılıydı demişler ve bazıları da farklı şeyler söylemişlerdir. Lâkin gerçek olan budur ki o hattın değişik sûretlerde ve sayıda görülmesi bakanların gözlerine göre tecellilere ve hallere göredir. Zira her tecellinin kalp ve kalıpta bir eseri ve her bakışın bir türlü taalluku vardır. Onun için Fahr-i Âlem`in (sav.) işlerine ve hallerine dair olan nakiller değişik değişiktir.

Nübüvvet mührünün iki omuzların arasında bulunmasındaki hikmet nedir diye sorulacak olursa, cevap budur ki, iki omuzların arası şeytanın vesvesesine kapıdır. Zira şeytanlar oraya hortumlarını koyup Ademoğullarının kalbine fesad tohumlarını ekerler. Bundan dolayıdır ki Fahr-i Âlem (sav.) iki omuzlarının arasından kan aldırırlar ve ashâba da kan aldırmayı emrederlerdi. Zira bunda şeytanın girdiği kapıyı kan yoluyla zorlama ve daraltma vardır. Bunun için nübüvvet mührünün iki omuzların arasında olmasında Fahr-i Alem (sav.)`in şeytanın vesvesesinden korunmasına işaret vardır.

Kaynak : Ferahu'r-Rûh  Muhammediye Şerhi-II / İsmail Hakkı Bursevî (ks.)  / Mustafa Utku Hz.  / Uludağ Yayınları

 

 &  17.01.2011  "Sayfamız en iyi 1024x768 çözünürlükte ve Internet Explorer ile izlenebilir."