BAĞY

 

Bağy kelimesi, müteaddi (geçişli) olarak kullanıldığı zaman "talep etmek ve talep hususunda ileri gitmek" mânâsına gelir. Dürri'l-Muhtar'da: "Bağy lûgatta talep (arzu, istek) mânâsınadır. Nitekim "İşte bizim talep ettiğimiz, istediğimiz bu idi" (Kehf Sûresi: 64) âyet-i kerimesinde bu mahiyette kullanılmıştır. Örfte ise, cevr ve zulüm gibi yapılması helâl olmayan bir şeyi istemek mânâsınadır” hükmü kayıtlıdır. Bağy kelimesi lâzım (geçişsiz) olarak kullanıldığı zaman "sınır aşmak, hakkında razı olmayarak başkasının hukukuna tecavüz etmek, ihtirasla saldırmak" gibi mânâlara gelir.

 

Kur'ân-ı Kerim'de bağy fiili geçişli olarak, bir çok âyet-i kerimede yer almıştır. Şimdi bir kısmını gündeme getirelim.

 

"De ki: `O, her şeyin Rabbi iken ben Allah'dan başka bir Rabb mi arayacağım? (ebgıy Rabben) Herkesin kazanacağı kendisinden başkasına ait değildir. Günahkâr hiçbir nefis diğerinin (günah) yükünü taşımaz. Nihayet dönüşünüz ancak Rabbinizedir. Artık O, sizin hakkında ihtilafa düşmüş olduğunuz şeyleri haber verecektir."2

 

"Şimdi onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? (yebguûne) Halbuki göklerde ve yerde ne varsa, (hepsi) ister istemez Allah'a boyun eğmiştir. Nihayet, O'na döndürülüp götürüleceksiniz?"3

 

"Eğer içinizde, onlar da (münafıklar) savaşa çıksalardı aranızda şer ve fesadı artırmaktan başka bir şey yapmazlar, aranızda muhakkak ki fitne sokmak isteyerek (yebguûne'kumulfitneh) bozgunculuğa koşarlardı. İçinizde, onlara iyice kulak verecekler de vardır. Allah o zâlimleri çok iyi bilendir."4

 

"De ki: `Ey Kitab ehli!... Neden eğriliği (sapıklığı) arzulayarak (tebguûneha) iman edenleri Allah yolundan alıkoymaya çalışıyorsunuz?"5

 

Bazı insanlar, İslâm dininin kendilerine verdiği hakları ve yetkileri az bularak, daha fazlasını talep ederler. Politik ihtirasların kaynağında liderlik arzusunu görmek mümkündür. İslâmî ıstılâhta: "Haksız ve yanlış bir tevil sonucunda; adil olan ulû'lmer'in (devlet başkanının) düşürülmesi için isyan eden kimseye baği denilir" şeklinde tarif edilmiştir. Fethû' l Kadir'de: "Buğat, baği'nin çoğuludur. Lâmı illetli olan her ism-i failin bu vezinde gelmesi kaidedir. Nitekim gâzi'nin cem'i (çoğulu) guzât, râmi'nin cemi rumat, kadı'nın cemi kudât şeklinde gelir."6 denilmiştir. Malûm olduğu üzere, mü'minlerin emirine karşı isyan, tek kişinin gerçekleştirebileceği bir fiil değildir. Dolayısıyla, Bugat ehlinin bir topluluk olması zaruridir. İslâm uleması bu hakikati dikkate alarak: "Başlarında bulunan bir idarecinin çevresinde toplanıp, hadde (İslâmî sınırlara) tecavüz ederek ve velâyetin (yönetiminin, devlet idaresinin) kendilerine ait olmasının gerektiğini söyleyerek, âdil hükümdara (devlet başkanına) karşı savaşan topluluğa bugat ehli denilir" tarifini benimsemiştir. Dolayısıyla bağy suçunun teşekkül edebilmesi için, bu tarifteki bütün unsurların bulunması zaruridir. tâgûtî iktidarlara veya zalim yönetimlere karşı, sadece ve sadece Allahû Teâla (cc)'nın rızası için ayaklananlara mücahid denilir. Bu fiil, salih bir amel ve ibadettir.

 

İslâm dininin temel hedefi, insanların can, mal, nesil, akıl ve din emniyetlerini sağlamak, haklarını ve hürriyetlerini garanti altına almaktır. İnsanlardan bir zümre veya sınıf, tekebbür ederek, diğer insanların haklarını ortadan kaldırmaya teşebbüs edebilir. Allahû Teâla (cc)'nın kendilerine verdiği hakka râzı olmayan ve ihtirasla başkalarının hukukuna tecavüz edenlerin cezalandırılması tabiidir ve zaruridir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de: "Kötülüğün karşılığı ona denk bir kötülük (bir misilleme)dir. Fakat kim affeder, barışı sağlarsa mükâfatı Allahû Teâla (cc)'ya aittir. Şüphe yok ki Allah zâlimleri asla sevmez. Kim kendisine yapılan zulmün ardından herhalde hakkını alırsa, artık aleyhinde (mesuliyete) bir yol yoktur. Ancak o yol, insanlara zulüm etmekte ve yeryüzünde haksız olarak tegallübe kalkmakta (bağy etmekte-yebguûne fiyl'ard) olanlara karşıdır. İşte bunlar, (bağy suçunu işleyenler) yok mu? Bunların hakkı pek acıklı bir azaptır."7 hükmü beyan buyurulmuştur. İslâm uleması, meşrû bir şekilde mü'minlerin velâyetine haiz olan ulû'lemr'e (İslâmî devletin liderine) karşı, haksız yere ayaklanan ve yanlış tevillerle politik ihtiraslarını tatmine çalışan zümrelerle savaşmanın caiz olduğunda ittifak etmiştir.

 

Emmarelik vasfına haiz olan nefs (nefs-i emmare) bütün şiddetiyle kötülüğü emreder ve liderlik sevdasından asla vazgeçmez. Bağyin ortaya çıkmasında, gerek Allahû Teâla (cc)'nın hukukuna, gerek insanların haklarına tecavüz ön plandadır. Hevâya uymanın getirdiği zulüm, bağyin kâynağıdır.

 

Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de biz mahiyet güzel bir mesele ile izah buyurulmuştur: "Allah sizi karada ve denizde gezdiren (sebeplerini izhar eden)dir. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz anlar; bunları güzel bir hava ile akar gibi götürdükleri (yolcular da) bununla sevindikleri zaman, ona (gemiye) şiddetli bir fırtına gelip çatar. Her taraftan dalgalar kendilerine hucûm eder. Sanırlar ki, onlar (yolcular) etraflarından sıkıca kuşatılmışlardır (kurtulmalarına imkân yoktur. (İşte bu esnada) Onlar, Allah'ın dinine hâlis ve samimi kimseler olarak O'na dua ederler: `Andolsun, (derler) eğer bizi bundan (bu felaketten) kurtarırsan, şeksiz ve şüphesiz şükür edenlerden olacağız. Fakat (Allah, dualarını kabul edip) onları selâmete erdirince, bakarsın ki yeryüzünde yine haksız yere taşkınlıkta (yebguûne fiyl'ard ) bulunuyorlar!.. Ey İnsanlar!... Sizin taşkınlığınız ancak kendinize karşıdır (innema bağyukum alâ enfûsikûm). Dünya hayatının (o fâni ve geçici) menfaati gibidir. Nihayet, dönüşünüz ancak bizedir. O vakit neler yapıyor olduğunuzu size biz haber vereceğiz.'8

 

Allahû Teâla (cc)'nın farz kıldıklarını ihmal ve haram kıldıklarını irtikâp etmek, bağy fülinin oluşmasını (İslâmî hududlara tecavüz noktasından) sağlar. Ferdî planda ve gizli kalan bağy'in (isyanın) cezası, hesap gününe kalır. İslâmî bir yönetimi ortadan kaldırmak veya politik ihtiraslarâ kapılarak fesad çıkarmak şeklinde tezahür eden bağy'in cezası ise (İslâm'ın temel hedeflerini korumak farz olduğu için) bu dünyada verilir.

 

Allahû Teâla (cc)'nın teklifleri karşısında sızlanmamak, sabretmek ve daima imtihan üzere olduğunu hatırda tutarak ihsan makamına ulaşmaya çalışmak, her mü'minin temel görevidir. Gerek ferdî planda ve gizli kalan bağy'den (isyan ve arzulardan), gerek cemaat planında fesad çıkarma şeklinde tezahür eden bağy'den, şiddetle kaçınmak zaruridir.

 

KAYNAKLAR

 

(1) Dürri'l-muhtar, İst.1984, Kahraman yay., c. IV, sh. 261, Ayrıca bkz.: Rağup el-Isfahani, el-Müf'redat fi Garaibi'l Kur'an, İst.1986 Kahraman Yay., sh. 72.

(2) En'am Sûresi: 164.

(3) Al-i İmrân Sûresi: 83.

(4) Tevbe Sûresi: 47.

(5) Al-i İmrân Sûresi: 99.

(6) İbn-i Hümam, Fethû'l Kadir, Beyrut: 1316, c. 1V, sh. 408.

(7) Şûra Sûresi: 40-42.

(8) Yunus Sûresi: 22-23.s.â,'rıc. 59