HALK

 

İnsanın lehindeki ve aleyhindeki haklarına sahip olabilmesine ehliyet denilmiştir. Allahû Teâla (cc)'nın teklifleri bu ehliyete dayanır. Teklife muhatap olan insana da mükellef vasfı verilir. Son bir asırdır, mükellef kavramı yerine "halk" kelimesi kullanılmaktadır. Hatta zaman zaman birçok İslâmî hakikat, halkın yanlış anlayabileceği zannı ile gizlenir hâle gelmiştir. "Aman bu hakikatleri halka söylemeyelim, sonra fitne çıkar" sloganı yaygınlaşmıştır. Bilindiği gibi mükellef ve halk kelimeleri Arapçadır. Farklı mahiyetleri ifade için kullanılırlar. Şimdi bu konuyu izaha gayret edelim.

 

Halk kelimesi Ha-Le-Ka fül kökünden masdardır. Genel olarak "Bir şeyi yoktan var etmek (halketmek) düzenlemek, takdir etmek ve meydana getirmek" gibi manalarda kullanılır.2 Türkçe'deki "yaratmak" kelimesinin karşılığıdır. Kur'ân-ı Kerîm'de; dünyanın, insanın ve diğer varlıklaruı yaratılması beyan edilirken halk kelimesi kullanılmıştır. Nitekim; "Allah her hayvanı sudan (nutfeden) yarattı (halaka). İşte bunların kimi karnı üstünde yürüyor. Allah ne dilerse yaratır (yahlûkullahû mâ ye,câ). Çünkü Allahû Teâla (cc) her şeye hakkı ile kâdirdir"3 âyetinde bu durum sarihtir. Bunun dışında; Rûm Sûresi'nde, "halk" kelimesi fıtratla birlikte kullanılmıştır. Daha açık bir ifade ile "fıtrat", halkın bir vechesini ifade eder: "O halde sen yüzünü bir muvahhid olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir ki, O (Allah) insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın halkı (yaratışı) için değiştirme yoktur (lâtebdiylâ li'halkıllah). Bu dimdik ayakta duran bir dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler."4

 

Arapça mütehassısları, "halk" kelimesini izah ederken ,bunun "insan topluluğu" mânâsında kullanıldığına işaret etmemişlerdir. Fakat Latince'deki populus kelimesi; Osmanlı aydınları tarafından halk (ahali) karşılığı kullanılınca, zihinler darmadağın olmuştur. Şöyle ki; Latince'deki populus kelimesi, sürü mânâsına gelen plebs ve plebejer de populus kelimesiyle akrabadır. Günümüzde kullanılan "popüler edebiyat" "halk adamı" ve "halk zevki" gibi tâbirler, hep Latince mahiyeti gündeme getirirler. Aristokratların gözünde halk orta ve aşağı bir sınıftır. Yani sürü!.. Demokrasilerde halkın hakemliği ve hüküm koyuculuğu esas alındığından, politikacılar, halka (ahaliye) dalkavukluk etmek için, birbirleriyle yarışırlar. Manzara ortadadır. Bütün bunlar, Latince bir kelimenin mükellef ıstılâhının yerine geçmesi ve zihinleri parça-parça etmesinin sonucudur. Halbuki ancak miroskoplarla görülebilen mikrop "halk edilmiş" (yaratılmış) olduğu gibi, ışığı binlerce yıl sonra bize ulaşabilen gökyüzü cisimleri halk edilmiştir.

 

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Allahû Teâla (cc)'nın tekliflerini hiçbir meşrû mazeret yokken, insanlardan gizlemek haramdır. "Aman bu hakikatleri halka, söylemeyelim, sonra fitne çıkar" diyenler, mükellef kavramının mahiyetini kavrayamayan ve âdil siyaseti bilmeyen kimselerdir. "Bu hakikatleri söylersek halk bize ne der?" endişesini taşıyanlar; halkın (yaratılmışların) rızasını esas alıp, Allahû Teâla (cc)'nın tayin ettiği maslahatları terkeden kimselerdir. Unutmayalım ki; tekliflerin yerine getirilebilmesi için; "mükellefe İslâm'ın dosdoğru tebliğ edilmesi" şarttır. "Mükellef ' ve "Halk" kavramlarını doğru olarak kullanalım.

 

KAYNAKLAR

 

(1) İmam-ı Serahsi, Temhidü'l Füsûl fi İlmû'l Usûl, Beyrut 1393, c. II, sh. 332.

(2) Geniş bilgi için bkz. Râğıb el-Isfahani, el-Müfredat fi Garibi'l Kur'ân, İst. 1986, Kahraman yay. sh. 224-225.

(3) Nûr sûresi: 45.

(4) Rûm sûresi: 30.